Luis de la Fuente’nin takımı, Madrid’in İsrail’e yönelik tutumu sayesinde bu Dünya Kupası’nda Gazze ve Batı Şeria’da giderek artan bir destek görüyor; bu destek, Arap ülkelerinin millî takımlarının önüne geçmiş durumda.

Ramallah — Bir grup İspanyol vatandaş, Filistin’in Ramallah kentinin merkezinde bulunan ve açık havada vakit geçirilen bir mekân olan “Snowbar” kafesine geldi. Kafenin müşterileri, İspanya ile Suudi Arabistan arasında oynanan maçı yayınlayan dev ekranın etrafında toplanmıştı. Gelenlerin İspanyol olduğunu öğrenen garson Yezid Muslih’in yüzü aydınlandı ve içtenlikle şöyle dedi:

“Siz en iyi ülkesiniz. Burada sesiniz duyuluyor ve güçlü bir şekilde hissediliyor… Teşekkür ederiz, gerçekten teşekkür ederiz!”

Bu tepki istisnai bir durum değil. Aksine, son iki yıldır Filistinlilerin İspanyollarla karşılaştıklarında sıkça dile getirdikleri duyguların bir yansıması. Filistinliler, Pedro Sánchez hükümetinin Gazze’deki katliamları kınayan ve Avrupa Birliği içinde en cesur ve kararlı tutumlardan biri olarak görülen yaklaşımına duydukları minnettarlığı ifade ediyorlar.

Ancak bu siyasi sempati son günlerde sportif bir boyut da kazanmış durumda. Arap dünyasında büyük popülerliğe sahip olan Real Madrid ve Barcelona’nın etkisiyle Filistinliler arasında zaten geleneksel olarak sevilen İspanya Millî Takımı, bu Dünya Kupası’nda Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da daha güçlü bir destek görmeye başladı.

Bu destek, takımın attığı dört gole eşlik eden coşkulu tezahüratlar ve uzun alkışlarla kendini gösterdi. Ayrıca, bazıları “La Roja”nın renklerini taşıyan taraftarların açıkça dile getirdiği görüşlere de yansıdı.

İspanya’nın maçın henüz onuncu dakikasında ve gün ışığında gelen erken golü, seyirciler henüz atmosferin içine tam olarak girememişken tribünleri hazırlıksız yakaladı. Ancak üzerinde adının yazılı olduğu İspanya forması bulunan küçük bir çocuk, Lamine Yamal’ın hareketlerini büyük bir heyecanla takip ediyor, birkaç dakika sonra ise kendi kendine fısıldıyordu: “Yaşasın Barça.”

Orta Doğu’da randevu ve buluşmaların kendine özgü bir esnekliğe sahip olması nedeniyle taraftarlar mekâna yavaş yavaş gelmeye devam etti ve atmosfer giderek hareketlendi. Sonuçta yaklaşık 150 kişi, akşam yemeklerini yerken ya da nargile içerken, aileleri ve arkadaşlarıyla birlikte bu futbol karşılaşmasını takip etti.

Tarihsel olarak, millî takımı hiç Dünya Kupası finallerine katılamamış olan Filistinliler, desteklerini genellikle Arap millî takımlarından yana kullanırlar. Bu durum, 2022 Katar Dünya Kupası sırasında ve Fas’ın yarı finale yükselişiyle birlikte yaşanan büyük taraftar coşkusunda açıkça görülmüştü. O dönemde Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas bu başarıyı “Filistinliler ve tüm Araplar için bir zafer” olarak nitelendirmiş, işgal altındaki Filistin sokaklarında büyük bir gurur havası hâkim olmuştu. İnsanlar, Atlas Aslanları’nın her maçın ardından Filistin bayrağını taşımasını gururla izlemişti.

Ancak o günden bu yana tablo değişti. Fas, İsrail ile askerî ve siyasi iş birliğini daha da derinleştirirken, Gazze’ye yönelik yıkıcı saldırılar karşısındaki tutumu, iç kamuoyu önünde “görüntüyü kurtarmaya” yönelik protokol düzeyindeki kınamalarla sınırlı kaldı.

Pazar günkü maçta Luis de la Fuente’nin takımının rakibi olan Suudi Arabistan ise 2023 yılında İsrail ile normalleşmeye oldukça yaklaşmıştı. Bunun yanı sıra, Tel Aviv’in en büyük askerî ve diplomatik destekçisi olan Washington ile yakın bir stratejik ittifak sürdürüyor.

Buna karşılık Pedro Sánchez, Gazze’de “soykırım” işlendiğini söyleme cesareti gösteren tek Avrupalı lider olarak Filistinlilerin takdirini kazandı ve aynı zamanda İsrail’in öfkesini üzerine çekti.

Bu nedenle pazar günkü karşılaşma, tribünlerdeki birçok kişi için sadece sahada oynanan doksan dakikalık bir futbol maçı anlamına gelmiyor. Spor alanı siyasileşmiş durumda ve bu durum taraftarların tutumlarını da şekillendiriyor.

Bunlardan biri de maçı izlemek için Beytüllahim’den gelen 22 yaşındaki Meryem Mecazin. İki şehir arasındaki kuş uçuşu mesafe yalnızca 22 kilometre olmasına rağmen, Batı Şeria’yı kuşatan çevre yollar ve askerî kontrol noktaları nedeniyle yolculuğu iki buçuk saat sürdü. Batı Şeria, 1967 savaşından bu yana İsrail işgali altında bulunuyor.

Meryem, bir Arap olarak Suudi Arabistan’ı desteklemesinin daha doğal karşılanabileceğini kabul ediyor. Ancak tercihini İspanya’dan yana kullandığını söylüyor:

“Siz bizi destekliyorsunuz; Arap rejimlerinin çoğu ise bunu yapmıyor. Bugün kendimizi size onlardan daha yakın hissediyoruz. Benim için İspanya’yı desteklemek, Filistin davasını desteklemekle eş anlamlıdır.”

Diğer taraftarlarla yapılan sohbetler de benzer bir çizgide ilerliyor. Daha önce de İspanya’nın oyun tarzını sevdiği için ve bir önceki Dünya Kupası’nda takımı desteklediği için “La Roja” taraftarı olan 69 yaşındaki Yasir, bugün motivasyonunun farklı olduğunu söylüyor:

“Bu turnuvada desteğin tadı başka. İspanya, yanımızda duran Avrupa ülkeleri arasında en önde geleni. Biz de iyiliği unutmayız.”

Yasir’in aile masasındaki iki Filistinli daha, aynı siyasi nedenlerle İspanya bayrağının etrafında toplanmış durumda. Masadaki üçüncü kadın Hollanda’yı desteklediğini söylüyor:

“Sadece oyun tarzlarını beğeniyorum.”

Dördüncü kadın ise Arjantin taraftarı:

“Bu sadece Messi meselesi değil. Maradona döneminden beri süregelen eski bir bağ var.”

Kafenin başka bir köşesinde oturan 35 yaşındaki Abdullah Nasır ise, yükselen yıldız Lamine Yamal’ın geçen nisan ayında Cornellà’da Mısır’a karşı oynanan maç sırasında maruz kaldığı İslamofobik tezahüratlara verdiği cevabı arkadaşlarına gururla anlatıyor. Yamal o gün:

“Ben Müslümanım, elhamdülillah.”

demişti.

Nasır bu sözleri değerlendirirken şöyle diyor:

“Bu ifadeleri kullanması hem cesurca hem de son derece önemliydi.”

Öte yandan garson Yezid Muslih, iki farklı duygu arasında kaldığını söylüyor. Barcelona taraftarı olduğu için öncelikle futboldan dolayı, ardından da siyasi nedenlerle İspanya’yı sevdiğini belirtiyor:

“Bu savaş sırasında herkesin gerçek tutumu ortaya çıktı. İsrail’den korkmadan kimin gerçekten yanımızda durduğunu gördük.”

Ancak Suudi Arabistan’a da yakınlık duyduğunu ifade ediyor. Bunun sebebinin orada yaşayan arkadaşları ve daha önce Mekke’de hac ibadetini yerine getirmiş olması olduğunu anlatıyor.

Zaman ilerledikçe Suudi Arabistan ağları sarsılmaya başladı ve İspanya’nın golleri gece çökerken peş peşe geldi. (Buradaki yerel saat, İspanya’dan bir saat ileride bulunuyor.)

Bazı taraftarlar, skorun olası heyecanı çoktan ortadan kaldırmasına rağmen maçı sessizlik ve dikkat içinde izlemeyi sürdürdü. Diğerleri ise gelen golleri coşkuyla kutladı. Ancak karşılaşmanın, Batı Şeria’da çalışma haftasının başlangıcına denk gelen pazar akşamında insanların bir araya gelmesi için bir vesile olduğu da açıkça hissediliyordu.

Sessiz kalanlar arasında yaşlı bir adam da vardı. Akşam boyunca tek kelime etmedi. Ancak son düdüğün çalmasıyla ayağa kalktı, İspanyolların oturduğu masaya döndü ve gülümseyerek başını salladı: “Tebrikler.”

Kaynak:

Palestinos con La Roja en el corazón de Ramala: “Siento que apoyar a España es como apoyar a nuestro pueblo” | Mundial 2026 de Fútbol | EL PAÍS 

Yazıyı paylaşmak ister misiniz?