Bu sözün birebir bir çevirisi yoktur. Ancak özünde şu anlama gelir: Yapılan her şey, kişisel çıkar, takdir ya da ego için değil; Katar’ın, halkının ve ülkenin yararı için yapılır. Bu tek cümle, yaptığım her işte bana yön veren pusuladır. Kişisel platformumda da benimsediğim yaşam ilkesidir. Bunu bana, bu anlayışı hayatının her gününde yaşayan Yuba öğretti.

O, ülkesini ve halkını her zaman kendisinin önüne koyardı. Birlikte olduğumuz her anın konusu Katar olurdu. Onun için makamda geçen bir gün ile ailece çıktığımız bir tatil arasında hiçbir sınır yoktu; devlet meseleleri zihnini her zaman meşgul ederdi. İnsanları kendine çeken güçlü bir karaktere, bulaşıcı bir karizmaya ve hepimizi kendi vizyonu etrafında bir araya getirebilen olağanüstü bir ikna gücüne sahipti. Bu vizyonun temelinde ise tek bir inanç vardı: Katar en iyisini hak ediyor.

Onun rehberliğinde, bir zamanlar ulaşılması güç ve gerçekleşmesi imkânsız gibi görünen fikirler, Arap dünyasının dört bir yanından yetenekleri ilham veren ve yetiştiren güçlü gerçekliklere dönüştü. O yeteneklerin birçoğu bana, kendilerini Arap olmaktan gerçekten gurur duyar hissettikleri tek yerin Katar olduğunu söyledi.

Yuba, iktidara geliş biçimi kadar iktidarı devretme şekliyle de son derece sıra dışı bir liderdi. Onun temel amacı, ülkemizi yoksulluktan çıkararak, her şeyin üzerinde insan onurunu ve insan hayatını önceleyen güçlü bir ekonomiye dönüştürmekti. Dönüştürmek için yönetimin başına geçti; ardından ise, bu mirası sürdüreceğine içtenlikle inandığı sevgili oğlunu güçlendirmek amacıyla görevinden ayrıldı. Verdiği sözü yerine getirdiğine inanıyor ve bu mirası kardeşime güvenle emanet edebileceğini hissediyordu.

Onun için “المقياس قطر” (Ölçü Katar’dır) sözü, tahtın başına genç bir liderliği taşımak anlamına geliyordu. Yuba ile geçirdiğim son anlarda bana kardeşimle ne kadar gurur duyduğunu anlatmıştı. Geriye dönüp baktığımda ise, bölgemiz açısından alışılmadık olsa da, tahttan çekilme kararının sezgisel olarak doğru olduğunun farkına vardım. Verebileceği her şeyi vermişti ve artık bu sorumlulukları yeni bir neslin devralmasının zamanı gelmişti.

Ben de onun güvendiği gençlerden biriydim. Ama daha da önemlisi, ben onun kızıydım ve beni de oğullarını güçlendirdiği kararlılıkla destekledi. Küçük bir kızken bana, başarabileceklerimin bir sınırı olduğuna asla inandırmadı. Bana yüzmeyi, dalmayı, araba kullanmayı, kâğıt oynamayı, tenis oynamayı, seyahat etmeyi, sevmeyi, gülmeyi, yaşamayı ve en önemlisi vermeyi öğretti. Amerika’da, daha sonra da Paris’te eğitim almam için beni teşvik etti; her zaman beni yeni ufuklara yönlendirdi. Yaz tatillerimde benim için stajlar ayarlardı ve ben de onun yolundan gitmekte hiç tereddüt etmezdim; çünkü Yuba beni her zaman en iyi tanıyan kişiydi. Beni aradığında iyi olmadığımı hissederse, her gün nasıl olduğumu sorardı. Sesimde bir terslik fark ettiğinde ise sadece, “Sesinin tonunu beğenmedim,” derdi.

Babam hem güçlü hem de hassas bir insandı; çok katmanlı, zarif ve ince bir karaktere sahipti. Güçlü bir sezgisi vardı ve hakkı olana hakkını teslim ederdi. Farklı alanlardaki görevleri yönetmeleri için yetenekli insanları seçer, birini seçtikten sonra da ona tam anlamıyla güvenir ve yetki verirdi. Üzerinde çalıştığımız projeler hakkında onunla sık sık ayrıntılı konuşurdum ve daha sonra işlerin nasıl ilerlediğini sorduğunda, anlattıklarımın ne kadarını hatırladığına her defasında şaşırırdım. Bu dikkat ve ilgi yalnızca bana özgü değildi; çevresindeki herkes bunu hissederdi. Yuba’nın pek çok üstün özelliği vardı, ama benim için en büyüğü insanları gerçekten dinlemesi ve onlara içtenlikle değer vermesiydi.

Üniversiteden 2005 yılında mezun olduktan sonraki gün onunla çalışmaya başladım. Daha birkaç gün geçmişti ki birlikte dünyayı dolaşmaya koyulduk; Chicago’dan New York’a, Tokyo’dan Singapur’a… Enerjisi hayatın kendisinden daha büyüktü; bitmek bilmeyen azmi hepimizi sürekli ileriye taşıyordu. Aldığı her kararın derin bir anlamı vardı. İslam Eserleri Müzesi’nin sorumluluğunu üstlenmemi istediğinde 23 yaşındaydım. Müzenin açılışından sonraki günü çok iyi hatırlıyorum. Bana dönüp sadece, “Sıradaki açacağımız müze hangisi?” diye sordu. Kutlamalara ayıracak vakit yoktu; odak her zaman önümüzde uzanan yoldaydı. Ona göre kültürel altyapı, sosyoekonomik dönüşümün katalizörü, yaşam kalitesinin ve insani gelişimin itici gücüydü; kaybedecek zaman yoktu.

Beni her zaman tetikte tuttu; ayaklarımın yere basmasını, mütevazı kalmamı ve her şeyden önemlisi insani ve gerçek olmayı öğretti. Yuba, kendisiyle alay etmeyi severdi ve bana da bunu öğretti. Harekete geçme ve insanlara kucak açma konusundaki özgüveni, benim de aynısını yapabileceğimi gösterdi. Bana nasihat ederek değil, örnek olarak liderlik etti; bildiğim her şeyi bana o öğretti.

İktidara geldiğinde sansürü kaldırdı ve El Cezire’yi kurdu. Bunun yalnızca Katar için değil, bütün Arap dünyası için en büyük gurur kaynağı olduğuna inanıyorum. Arapların yaşamlarını yükseltmek, onların onurlu bir hayat sürmelerini sağlamak ve medyada, eğitimde, kültürde, sinemada, sporda ve daha pek çok alanda seslerini güçlendirmek istiyordu. Çatışmaları çözmenin yolunun diyalog olduğuna inanır, başkalarının görüşlerini sonuna kadar dinleyecek sabrı gösterirdi. Fikir ayrılıklarını hiçbir zaman bir çatışma olarak görmezdi; aksine, gerçeği söylememiz ve bir mesele çözüme kavuşuncaya kadar doğruyu aramamız için bizi teşvik ederdi. Kararlar her zaman Katar’ın çıkarları doğrultusunda alınırdı; kişisel önyargılarla değil. Katar en iyisini hak ediyordu ve yapılması gereken her şey, mümkün olan en iyi şekilde yapılmalıydı.

Öğleden sonraları babam, yeni projeleri ve mahalleleri görmek için arabasıyla dolaşır, bazen de insanların nasıl olduklarını öğrenmek için evlerine uğrardı. Halkıyla her zaman iç içeydi; sanki onların hepsi kendi çocuklarıydı. Aslında bir bakıma öyleydiler de. Hiçbir çocuk, hiçbir yetişkin, hiçbir Katarlı ve hiçbir ülkede yaşayan insan, onun varlığından ya da gülümsemesinden kendisini uzak hissetmezdi.

Vizyon sahibi lider kimliğinin ardında ise, sadece eşine, çocuklarına ve torunlarına bağlı bir aile babası vardı. Anneme büyük saygı duyar, hem bizi yetiştirmedeki hem de topluma yaptığı katkılardaki büyük payını sık sık dile getirirdi. İş hayatında bizden beklediği değerlerin aynısını evde de beklerdi. Tatiller onun için hiçbir zaman tembellik zamanı değildi; her günü en verimli şekilde değerlendirebilmemiz için bizi erkenden uyandırır, çalışma disiplinini bizim de paylaşmamızı sağlardı. Öğle yemekleri siyasetçiler, düşünürler, yazarlar, sanatçılar ve eski dostlarla yapılan canlı sohbetlerle geçerdi.

Yuba, sevgisini, ilgisini ve merakını cömertçe paylaşan bir insandı. Yerinde durmayı sevmez, tek bir anını bile boşa harcamazdı. Aynı zamanda kapsayıcıydı; hiçbir zaman kimsenin kendisini ondan daha önemsiz hissetmesine izin vermezdi. Kendisini çoğu zaman sadece “Hamad” diye tanıtırdı. Bulaşıcı gülümsemesi ve sıcacık kahverengi gözleriyle, onunla yalnızca bir kez karşılaşmak, tek bir sohbet etmek bile insan üzerinde kalıcı bir iz bırakmaya yeterdi.

Ölüm geldiğinde geriye sevgiden ve bıraktığı mirastan başka hiçbir şey kalmaz. Bu yas günlerinde, dünyanın dört bir yanından insanların taziyelerini sunmak için Katar’a gelişine tanıklık ederken, babamın gerçek başyapıtını görüyorum: Yakından ve uzaktan gelen yas tutanların ortak hüznüyle kenetlenmiş bir millet. Onu anmanın yolu, birlik içinde kalmak, odağımızı korumak, disiplinli olmak ve ülkemiz ile bölgemiz için en iyisini ortaya koyma kararlılığını sürdürmektir. Kardeşime duyduğu sarsılmaz güven ve onunla gurur duyması, hiç kuşkusuz bizlere yol göstermeye devam edecektir; imkânsız görüneni mümkün kılmak, dikkat dağıtan şeylere aldırmadan ortak hedefimize odaklanmak için. Bu yüzden gelecek hafta işlerimize döndüğümüzde hepimiz daha çok çalışalım ve onun bizden ne beklediğini hatırlayalım: Kendimizin en iyi hâli olmak ve elimizden gelen en iyi katkıyı sunmak. Mütevazı, nazik, cömert ve misafirperver kalalım; bizi biz yapan değerleri koruyalım. Onun hatırası hayatımız boyunca bize yol göstermeye devam etsin.

Ruhu şad olsun…

 

Kaynak:

https://www.aljazeera.com/amp/opinions/2026/7/17/yuba-my-dear-father 

Yazıyı paylaşmak ister misiniz?