Esed rejiminin devrilmesinin ardından Suriye, son derece karmaşık bir siyasi ve ekonomik aşamaya girdi. Devlet kurumlarının yeniden inşasına yönelik çabalar, geçiş dönemi adaleti, toplumsal iyileşme ve ekonomik toparlanma dosyalarıyla iç içe geçerken, yeni siyasi düzenin hatları da henüz tam olarak netleşmiş değil.

Özgürleşmenin ardından Şam’ın elde ettiği Arap ve uluslararası açılımla birlikte, ülke içinde kamusal özgürlüklerin geleceği, kurulmakta olan siyasi sistemin niteliği ve uzun yıllar süren savaş, yoksulluk ve yıkımın ardından Suriye ekonomisinin toparlanma kapasitesinin sınırları üzerine tartışmalar genişliyor. Ayrıca, toplumsal ve siyasi bölünmelerin etkilerinin günlük yaşamda hâlâ güçlü şekilde hissedildiği bir ülkede, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin gelecekte alacağı şekil konusunda da tartışmalar giderek artıyor.

Bu röportajda, tanınmış Suriyeli araştırmacı ve düşünür Dr. Radvan Ziyade, mevcut Suriye tablosuna ilişkin değerlendirmelerini Noon Post ile paylaşıyor. Ziyade, geçiş döneminin karmaşıklıklarını, geçiş dönemi adaletinin seyrini ve bugün şekillenmekte olan siyasi sistemin niteliğini ele alırken; bölgesel dönüşümler, Suriye’nin ekonomik krizi ve önümüzdeki döneme ilişkin kaygılar hakkında da görüşlerini aktarıyor.

Röportajda ayrıca siyasi istikrar ile gerçek bir demokratik sistemin inşası arasındaki ilişkiyi, Suriye devletinin savaş ve bölünmüşlük mirasını aşma kapasitesinin sınırlarını ve ülkenin modern tarihindeki en hassas dönemlerden birinde toplum içindeki güveni yeniden tesis etme imkânlarını da ele alıyoruz.

Röportaja geçelim…

Bugün ülkenin geçirdiği hızlı siyasi, ekonomik ve kurumsal dönüşümler ışığında Suriye tablosunu nasıl okuyorsunuz?

Suriye hâlâ bir geçiş dönemi yaşıyor ve aynı zamanda çatışma sonrası bir aşamadan geçiyor. Çok sayıda Suriye kentini etkileyen büyük yıkım ve bunun gerektirdiği yeniden imar süreci, Esed rejiminin çöküşünün ardından devlet kurumlarının yeniden inşasıyla eş zamanlı olarak sürüyor.

Bu süreç fiilen, daha sonra Ulusal Diyalog Konferansı olarak anılacak girişimle başladı. Ardından yayımlanan anayasal bildiri, siyasi sistemi parlamenter modelden başkanlık modeline dönüştürdü ve Suriye Cumhurbaşkanı’nın elinde dikkat çekici ölçüde yetki toplanmasına yol açtı.

Şu ana kadar yasama organı çalışmalarına kayda değer ölçüde başlamış değil. Bu durum, bugün Suriye’de şekillenmekte olan siyasi sistemin niteliğine ve ülkenin, siyasi çoğulculuğa ve demokratik sürece saygıyı esas alan çoğulcu bir sistem yerine daha merkeziyetçi bir yapıya mı yöneldiğine ilişkin soruları gündeme getiriyor.

Her hâlükârda bu mesele, geçiş döneminin temel sorularından biri olmaya devam ediyor; çünkü doğrudan doğruya bugün kurulmakta olan siyasi sistemin niteliğiyle bağlantılıdır.

Ekonomik düzeyde ise geçiş hükümeti, Esed döneminde hâkim olan tekelleşmeyi reddeden ve rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisini esas alan bir yaklaşım benimsedi. Ancak mevcut ekonomik vizyon büyük ölçüde yatırıma dayanıyor ve bana göre yatırımlar tek başına belirleyici unsur olamaz; asıl olarak yerli üretim sürecini tamamlayıcı bir rol oynamalıdır.

Bugün karşı karşıya olunan temel meydan okuma, nüfusun yüzde 90’ından fazlasının yoksulluk sınırının altında yaşadığı Suriye’de, bu insanları yoksulluktan çıkarabilecek düzeyde yüksek ekonomik büyüme oranlarına ulaşmaktır.

Geçiş dönemi adaleti konusu, son aylarda çeşitli kurumların oluşturulması ve bazı ihlal dosyalarının açılmasıyla birlikte yeniden güçlü bir şekilde gündeme geldi. Bu meselenin bugün Suriye içinde izlediği süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geçiş dönemi adaleti süreci, bu dosyanın karmaşıklığı ve özellikle Esed rejimi tarafından Suriye topraklarında işlenen çok sayıdaki savaş suçu ve insanlığa karşı suç nedeniyle önümüzdeki 40 yıl boyunca Suriye’nin gündeminde kalacaktır. Bu nedenle söz konusu dosya, hakikatin ortaya çıkarılmasıyla bağlantılı daha geniş geçiş dönemi adaleti başlıkları içerisinde ve hesap verebilirlik ile yargılamaya ilişkin diğer tüm dosyalarla birlikte, kapsamlı ve uzun süre çözümsüz kalmaya devam edecektir.

Suriye Geçiş Dönemi Adaleti Komisyonu’nun oluşturulması başarılı olmadı. Komisyona dahil edilen isimler, Suriye toplumunda geniş bir güvene sahip değildi ve geçiş dönemi adaletinin nasıl işleyeceğine dair net bir vizyon da ortaya koyamadılar. Aradan yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen bu dosyada kayda değer bir ilerleme sağlanmış değil. Aksine, birçok mağdur arasında adalet ve hesap verebilirlikle ilgili dosyalarının marjinalleştirildiği veya unutulduğu yönünde bir kanaat oluşmaya başladı.

Bu nedenle, geçiş dönemi adaleti dosyasının önümüzdeki süreçte Suriye hükümetinin ve Suriye siyasi gündeminin öncelikleri arasında kalmasını sağlamak için mağdur dernekleri ve sivil toplum kuruluşlarının sürekli baskı uygulaması hâlâ büyük önem taşımaktadır.

Bugün Suriye’de siyasi istikrar ile gerçek bir demokratik sistemin inşası arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Suriye açısından artık demokratik ya da demokratik olmayan bir sistem kurma ihtimalini tartışma lüksü kalmamıştır. Çünkü çok basit bir şekilde, Suriyelilerin önünde başka bir seçenek bulunmamaktadır. Suriyeliler 60 yıl boyunca otoriter sistemleri deneyimlediler ve bunun sonucu olarak temsil hakları Esed diktatörlüğü tarafından tekelleştirildi; ardından devletin oğula miras bırakılması süreci yaşandı. Bu da Suriyelilere son derece ağır bir bedel ödetti.

Bu nedenle bugün demokratik bir sistemin inşası dışında herhangi bir seçeneğin var olduğuna inanmıyorum.

Ancak demokratik bir sistem inşa etmek kolay bir mesele değildir. Bu, güçlü bir orta sınıfı, siyasi elitleri ve ekonomik kaynakları gerektirir; fakat hepsinden önemlisi siyasi irade gerektirir. Şu ana kadar görünen tablo, gerçek seçimlerin düzenlenmesi ve merkeziyetçi bir sistemden demokratik bir sisteme geçiş konusunda gerçek bir siyasi iradenin bulunmadığını göstermektedir. Bu nedenle bugün, yerel yönetimler düzeyinde, valilerin atanma biçiminde ve hatta yasama organının oluşturulmasında bile Esed döneminde var olan bazı yönetim biçimlerinin geri dönüşüne tanık oluyoruz.

Bu yüzden bugün, yaklaşan seçimlere hazırlık yapmakla görevli bağımsız bir yüksek seçim komisyonunun oluşturulması ve bunun ülke için kalıcı bir anayasanın hazırlanmasına giden yolu açması hâlâ zorunlu bir ihtiyaç olarak durmaktadır.

Bölgesel dönüşümler ve Suriye’ye yönelik Arap, bölgesel ve uluslararası açılım, ülkenin siyasi konumunda gerçek bir değişimi ne ölçüde yansıtıyor?

Kuşkusuz, Suriye’nin bölgesel konumu Arap ülkelerine açılım yoluyla değişti. Ayrıca son yıllarda ilişkilerinde gerginlik yaşanan ülkelerle dahi yeni ilişkiler kurmaya dayalı bir politika benimsendi. Bunun en belirgin örneklerinden biri Lübnan’dır. Zira Hizbullah’ın Suriye işlerine müdahalesi ve Suriyelilerin öldürülmesine katılması nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkiler ciddi gerilimler yaşamıştı. Bunun yanı sıra, birçok komşu bölgesel devletle, Arap ve Avrupa ülkeleriyle ve özellikle de Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerde önemli değişimler yaşandı.

Bugün Suriye, Esed döneminde hâkim olan siyasi çerçeveden tamamen farklı bir bağlam içinde kendisini yeniden konumlandırıyor ve aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri ile daha iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor. Bunun en açık göstergesi, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın bir yıldan kısa bir süre içinde ABD Başkanı Donald Trump ile üç kez görüşmüş olmasıdır.

Aynı zamanda İran da, Suriye topraklarındaki rolü ve müdahaleleri ile son yıllarda Esed rejimine verdiği doğrudan destek nedeniyle hesap vermeye zorlanmaktadır.

Savaş yıllarının yarattığı toplumsal ve siyasi bölünmeler bugün Suriye toplumu içinde ne ölçüde varlığını sürdürüyor?

Esed rejiminin siyasi, toplumsal ve ekonomik düzeylerde bıraktığı miras son derece ağırdır. Özellikle de rejimin onlarca yıl boyunca kökleştirmeye çalıştığı mezhepsel bölünmeler açısından bu yük çok büyüktür.

Bu mirasın aşılması, demokrasi, vatandaşlık ve tüm Suriyeliler arasında adalet ilkelerine dayanan bir siyasi sistemin inşa edilmesini gerektiriyor. Bu kolay bir mesele değildir; ancak aynı zamanda imkânsız da değildir.

Suriyelilerin son on yıllar boyunca ödediği ağır bedel, onları bir şekilde ortak bir hedef etrafında birleştirecek ve toplumsal istikrara sahip, işlevsel bir siyasi sistem kurmak için çalışmaya yöneltecektir. Gerçek istikrar, bir siyasi sistemi zorla dayatmakla ya da siyasi ve askerî baskı yoluyla sağlanmaz; aksine, Suriyelilerin bizzat kabul ettiği bir siyasi sistemin inşa edilmesiyle mümkün olur.

Suriye’yi önümüzdeki yıllarda nasıl görüyorsunuz ve ülkenin geleceği konusunda en çok neyden endişe duyuyorsunuz?

Önümüzdeki yıllarda Suriye’nin geleceğinden söz etmek, öncelikle ekonomik durum ve büyüme oranlarıyla bağlantılıdır. Dünya Bankası’nın bir raporuna göre Suriye geçen yıl yüzde yarımdan daha düşük bir büyüme oranı yakaladı. Oysa çatışma sonrası bir dönemden geçen herhangi bir ülkenin çok daha yüksek büyüme oranları elde etmesi beklenir.

Şu ana kadar Suriye’ye kayda değer bir sermaye girişi gerçekleşmedi. Suriye hükümeti dış borçlanmaya gitmeyi reddederken, yabancı yatırımlar da beklendiği ölçüde hayata geçmedi. Bunun sonucunda büyüme oranları geçen yıl boyunca oldukça düşük seviyelerde kaldı ve bu yılın ekonomik göstergeleri de bir önceki yıldan çok farklı görünmüyor.

Eğer ekonomik durum bu şekilde devam ederse, özellikle devrim yıllarında yıkımdan en fazla etkilenen kesimlerin kırsal bölgeler olması nedeniyle, kır ile kent arasındaki uçurumun daha da derinleşmesiyle birlikte siyasi ve toplumsal gerilimlerin artmasına yol açabilir.

Bu nedenle orta sınıfın yeniden oluşturulabilmesi, önümüzdeki yılların en kritik meselelerinden biri olmaya devam etmektedir. Çünkü orta sınıf, herhangi bir siyasi geçiş sürecinin ve uzun vadeli istikrarın gerçek toplumsal temelini oluşturur. Suriye bunu başaramazsa, ülke uzun süreli siyasi ve toplumsal istikrarsızlıklarla karşı karşıya kalabilir.

Kaynak: 

“The heavy price Syrians paid will unite them”: An interview with Dr. Radwan Ziadeh

Kategori

Yazar

Yazıyı paylaşmak ister misiniz?