ABD ve İsrail’in bir ay önce İran’a karşı askeri operasyonlar başlatmasıyla Orta Doğu, yıkıcı bir çatışmanın içine sürüklendi. İran’ın misilleme olarak fırlattığı füzeler ve insansız hava araçları, bölgedeki en az 12 ülkeyi hedef aldı. ABD-İsrail saldırıları sonucu İran, Lübnan ve Irak’ta binlerce kişi hayatını kaybederken; İran’ın BAE, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Türkiye ve Erbil çevresine yönelik saldırılarında da en az 37 kişinin öldüğü bildirildi.
İran’ın Körfez’deki enerji altyapılarına yönelik saldırıları ve fiilen Hürmüz Boğazı’nı kapatması ise küresel ekonomide sarsıntılara yol açtı. Önde gelen uzmanlar, bu durumun “dünya ekonomisini derin bir resesyona sürükleyebileceği” uyarısında bulunuyor.
Bölgede çatışmaların giderek tırmandığı bu ortamda, Suriye dikkat çekici bir şekilde son 15 yılın en istikrarlı ayını geride bıraktı. Yaklaşık 14 yıl süren iç savaşın ardından ülkenin geçiş süreci hiç de sorunsuz olmadı; kıyı bölgelerinde ve güneydeki Süveyda vilayetinde yaşanan kısa süreli ancak son derece kanlı çatışmalar, bu sürecin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösterdi. Buna rağmen genel gidişatın istikrar yönünde ilerlediği görülüyor.
Syria Weekly tarafından derlenen verilere göre, Suriye’de ölümcül şiddet olayları 2025 yılının Ocak-Ağustos döneminde yüzde 30 oranında azaldı, yılın son üçte birlik bölümünde ise yüzde 73 oranında keskin bir düşüş gösterdi.

Suriye’nin doğusundaki Deyrizor ilinde bulunan El-Ömer petrol sahasının bir bölümü.
2026 Ocak ayında Suriye’nin kuzeydoğusunda kısa süreli çatışmalar yaşanmış olsa da, Şubat ve Mart 2026 ayları üst üste en düşük şiddet seviyelerinin görüldüğü dönemler olarak kayda geçti. Mart ayında doğrudan şiddet olaylarında toplam 23 kişi hayatını kaybetti. Bu rakam, Şubat 2026’daki rekor düşük seviye olan 58 ölüme göre yüzde 60 daha az, Esed sonrası dönemde aylık ortalama 356 ölümle kıyaslandığında ise yüzde 94 daha düşük bir seviyeyi ifade ediyor.
Neyse ki 2025’in ilk yarısında kıyı bölgelerini ve Süveyda’yı sarsan ağır şiddet olayları tekrarlanmadı. Ayrıca 2025 yılında Suriye’de ölümcül şiddetin en önemli ve sürekli kaynağı olan —aylık ortalama 75 can kaybına yol açan— linç ve hedefli suikastlar, 2026’nın ilk aylarında belirgin biçimde azaldı. Ocak-Mart döneminde bu tür olaylar sonucu aylık ortalama ölüm sayısı 10’a düşerek yüzde 87 oranında geriledi.
Aslında Suriye’nin kıyı bölgesi, 2025 yılının ilk yarısında en istikrarsız bölgeyken, yılın ikinci yarısında en istikrarlı bölgeye dönüşmüştür. Bu olumlu eğilim 2026’da da devam etmiş; Lazkiye ve Tartus’taki şiddet olayları, 2025’in Temmuz-Aralık dönemine kıyasla yüzde 71 oranında daha da azalmıştır.
DEAŞ hâlâ ülke içinde süregelen bir tehdit olmaya devam etse de, Aralık 2024’te Esed rejiminin düşmesinden sonra ağır darbe almıştır. Nitekim 2024 ile karşılaştırıldığında, 2025 yılında DEAŞ saldırıları yüzde 50, bu saldırılar sonucundaki can kayıpları ise yüzde 76 oranında azalmıştır.
2026 yılında ise şu ana kadar DEAŞ saldırılarında yüzde 26, can kayıplarında ise yüzde 13 oranında ek bir düşüş kaydedilmiştir.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile bir görüşme sırasında. (SANA/AFP)
Suriye’nin kat etmesi gereken uzun bir yol ve hâlâ ciddi iç sorunlar bulunmasına rağmen, ülkedeki artan istikrar son derece umut verici bir gelişmedir — yalnızca Suriye ve halkı için değil, aynı zamanda Orta Doğu ve dünya genelinde de.
Uzun yıllar boyunca Suriye, komşularına terör, tehditler, organize suç ve yolsuzluktan başka pek bir şey sunmadı; bu durum “Suriye’de olan Suriye’de kalmaz” şeklindeki yaygın deyişi besledi. Ancak Suriye’nin geçiş sürecinin istikrar kazanıp başarıya ulaşması ihtimali, bu sözü tersine çevirerek ülkeyi istikrar, refah ve bağlantı ihraç eden bir aktöre dönüştürme vaadi taşımaktadır.
Suriye ve geçiş süreciyle ilgili bariz zorluklara rağmen, ülke Amerika, Avrupa, Rusya, Orta Doğu ve Çin’de birçok kesimin desteğini kazanmış durumda. ABD-İran savaşının ikinci ayına girdiği bu dönemde, Suriye giderek daha inandırıcı bir ekonomik argüman ortaya koyuyor. 2025 baharından bu yana kendisini, Asya ile Avrupa arasında ticaret, enerji, telekomünikasyon ve diğer sektörlerde daha güvenilir, verimli ve doğrudan bağlantı sağlayacak kilit ülke olarak sunuyor.
Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması ve Husilerin Kızıldeniz’i kapatma tehditleri göz önüne alındığında, Suriye bu sorunlu deniz geçiş noktalarını aşmak için bir koridor ve alternatif geçiş hattı olarak öne çıkabilir. Suudi Arabistan da bu alternatifi destekliyor ve Suriye’yi bölgesel bir telekomünikasyon dönüşümünün merkezi konumuna getirmek amacıyla milyarlarca dolarlık anlaşmalara şimdiden imza atmış durumda.
Suriye hükümetinin “İpek Bağlantı Projesi” olarak adlandırdığı girişime destek verilmesiyle birlikte, fiber optik kabloların İspanya’dan başlayarak Akdeniz üzerinden (Ekim 2025’te sözleşmesi imzalanan Medusa Kablosu aracılığıyla) Suriye’ye, oradan da Körfez ve Asya’ya uzanması planlanıyor.
Bu projenin tamamlanmasıyla birlikte, bölgedeki internet gecikmesinin (latency) 30-40 milisaniye azalması bekleniyor. Bu da yapay zekâ, finansal işlemler ve uzaktan robotik tıp gibi alanlarda —şu an Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden geçen kabloların sunduğu hızlarla pratik olmayan— yeni fırsatlar yaratacaktır.
Suriye’nin bölgesel bir bağlantı merkezi (hub) haline gelme ihtimali, bölgeden ve dünyadan farklı aktörleri Şam yönetiminin etrafında toplamayı başarmıştır.
Telekomünikasyonun ötesinde, Trump yönetimi de Suriye’yi Orta Doğu’daki enerji akışlarının Avrupa’ya taşınmasında geleceğin “merkezi” ya da geçiş “koridoru” olarak konumlandırmak için önemli çaba sarf etti. Bu yaklaşım, daha az verimli, çoğu zaman daha maliyetli ve riskli deniz yollarını devre dışı bırakmayı hedefliyor.
Sadece 2025 yılında, ABD destekli olarak Suriye’nin enerji sektörünün yeniden canlandırılması kapsamında 28 milyar dolarlık yatırım anlaşmaları sağlandı. Bu görüşmelere Chevron, ConocoPhillips, Total, QatarEnergy, ENI, ADES Holding, TAQA ve Dana Gas gibi dünyanın en büyük şirketleri katıldı.
Esed’ın düşüşünden bu yana, Azerbaycan–Türkiye–Halep hattını kapsayan yeni bir boru hattı kurulup faaliyete geçirildi. Ayrıca Katar–Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, Arap Gaz Boru Hattı ve Kerkük–Baniyas Boru Hattı’nın yeniden canlandırılması ya da kurulması için görüşmeler sürüyor. Bu hatların tamamı Suriye üzerinden geçerek Avrupa pazarlarına ulaşmayı hedefliyor.
Bu projelerin hayata geçirilmesi durumunda, bölgesel enerji piyasalarında köklü bir dönüşüm yaşanacak ve Hürmüz Boğazı ile Kızıldeniz’e olan bağımlılığın yarattığı küresel krizler hafifletilebilecektir.
Öte yandan Irak hükümeti de 2026 yazı boyunca her ay 650.000 metrik ton fuel oil’i kara yolu üzerinden Suriye üzerinden ihraç etme taahhüdünde bulundu.

Havadan çekilmiş bir görüntü, Suriye’nin batısındaki Tartus liman kentini gösteriyor.
Suriye giderek daha istikrarlı hale geliyor olsa da ülke hâlâ kırılganlığını koruyor ve siyasi geçiş süreci hem iç hem de dış birçok zorlukla karşı karşıya. 2025 yılında geçiş hükümeti büyük yatırımlar yaparak Suriye’nin uluslararası alanda meşruiyet kazanmasını sağlamada önemli başarı elde etti; ancak 2026 yılı, ekonomik sorunlar ve toplumun farklı kesimleri arasındaki birlik gibi iç meselelerin ön plana çıkacağı bir yıl olacak.
Geçiş dönemi adaletiyle ilgili belirsizlikler, yönetimde temsilin daha da genişletilmesi ihtiyacı, bir parlamentonun oluşturulması ve kuzeydoğunun başarıyla entegre edilmesi gibi konular, istikrar sürecinin devam edip etmeyeceğini belirleyecek başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
Suriye ayrıca dünyanın en büyük patlamamış mühimmat (UXO) tehdidiyle karşı karşıya. Bu durum yalnızca insanların hayatını tehlikeye atmakla kalmıyor, aynı zamanda özellikle kırsal bölgelerde ekonomik toparlanmayı da zorlaştırıyor. Esed’ın düşüşünden bu yana, çoğunluğu kara mayınlarından kaynaklanan yaklaşık 850 olayda 700’den fazla kişi hayatını kaybetti. Suriye hükümeti, sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde bu sorunu çözmek için yoğun çaba sarf ediyor.
Kamu farkındalık kampanyaları ve yerel mayın temizleme çalışmaları sayesinde, patlamamış mühimmatın (UXO) etkisi 2025 boyunca istikrarlı bir şekilde azaldı. Yılın ilk çeyreğinde 329 kişi hayatını kaybederken, ikinci çeyrekte bu sayı 154’e, üçüncü çeyrekte 87’ye ve dördüncü çeyrekte 56’ya düştü.
Ancak 2026’nın ilk çeyreğinde UXO ( patlamamış mühimmat ) olaylarında yeniden artış görüldü ve 81 Suriyeli daha hayatını kaybetti. Bu durum, uluslararası desteğe duyulan ihtiyacı bir kez daha ortaya koyuyor.
Suriye’nin toparlanması ve istikrarı aynı zamanda bölgesel ve küresel istikrara da bağlı. Şu ana kadar Suriye, devam eden bölgesel çatışmaların büyük ölçüde dışında kalmayı başardı. Bunun tek istisnası, komşu Irak’tan gelen İran yanlısı grupların gerçekleştirdiği dört insansız hava aracı saldırısı ile Lübnan’daki Hizbullah tarafından düzenlenen bir topçu saldırısı oldu; bu saldırıların hiçbirinde can kaybı yaşanmadı.
Ancak bölgesel çatışmaların daha geniş çaplı dalga etkileri, yatırım hızını sınırlayabilir veya uluslararası yatırımcıların Şam’a gelerek yeni fırsatları keşfetme imkanını yavaşlatabilir. Suriye’nin Orta Doğu’nun kalbinde konumlanması pek çok ekonomik fırsat sunsa da, bu durum Şam Uluslararası Havalimanı’nın bir aydır kapalı olmasına da yol açıyor. (Ki ancak 8 Nisan 2026 tarihi itibariyle ancak açılabileceği açıklandı)
Suriye’deki geçiş dönemi yetkililerinin doğası birçok kişi için hâlâ endişe kaynağı olsa da, ülkenin bölgesel ekonomik bağlantı ve refahın merkezi haline gelme ihtimali, farklı bölgesel ve uluslararası aktörleri Şam’ın etrafında birleştirmiştir.
Bu vizyonun gerçeğe dönüşmesini sağlamak için Suriye’nin geçiş hükümeti pek çok iç engel ve sorumlulukla başa çıkmak zorunda; ancak uluslararası toplumun alacağı kararlar da Suriye için çizilen bu vizyonun ne kadar gerçekçi olacağını belirlemede kritik rol oynayacaktır.
Bu anlamda, ABD-İran savaşı Suriye’nin dünyaya sunduğu ekonomik fırsatların potansiyel avantajlarını öne çıkarmış olsa da, savaşın uzun sürmesi hâlinde, bu fırsatların gerçeğe dönüşmesi giderek daha zor hâle gelebilir.