Beşar Esed’in düşüşünün üzerinden bir yıl geçerken, yeni yönetim ve Suriye Sivil Savunması, on binlerce kişinin akıbeti hâlâ bilinmezken hem cesetlere hem de yanıtlara ulaşmak için arayışlarını sürdürüyor.

“İşten yeni dönüyorum,” diye fısıldadı Sümeyye Said; Şam’daki Sezar Aileleri Derneği ofisinde kanepedeki yerini alırken. Biraz nefesi kesilmişti ve geciktiği için özür diledi.

Büyük, yuvarlak, kahverengi gözleri şefkatliydi; ancak yüz ifadesi hüzün, öfke ve bir tür ferahlığın iç içe geçtiği bir hâli yansıtıyordu. “Burada üç kuşak doğdu. Üç kuşak adaletsizlik altında,” diye söze başladı; Beşar Esed rejimini kastederek. “Tarifi mümkün olmayan bir adaletsizlik. Sednaya’yı gördüğümüzde, hapishaneleri gördüğümüzde, babalarının kim olduğunu bilmeyen bebekleri gördüğümüzde  bunların hepsi adaletsizlikti; kadınların, çocukların ve bizlerin, yani kurban ailelerinin özgürlüklerinin ihlaliydi. Onları kaybettiğimiz süre boyunca geri dönüp dönmeyeceklerini bilmiyorduk; bunu sormaya bile cesaret edemiyorduk. Ben mi? Kocamı, kendi bakanlığından alıp götürdüler.”

Çeviriye yardımcı olan gazeteci Majd Al-Boukai, anlatısını, çocuklarını ve merhum eşini saygıyla anarak araya girdi. Ardından, nezaketle önce adını ve mesleğini belirtmesini rica etti. Said daha rahat bir duruş benimsedi ve gülümsedi.

“Adım Sümeyye Said. Kaç yaşındayım mı? Yüz yaşındayım” dedi; gülerek güneş gözlüklerini beyaz örtüsünün üzerine itti. Dört çocuk annesi olan Sümeyye 50 yaşında, ancak özellikle eşinin elinden alınmasından bu yana kendini iki katı yaşında hissediyor.

Tarih 20 Şubat 2013, soğuk bir gündü. “Asinat [iki kızlarından biri], babasını kaybettiğimizde 10 aylıktı” diye hatırlıyor Sümeyye; yüzüne yayılan hüzünle. Çeşitli kurumlarda ve Tarım Bakanlığı’nda çalışan bir mühendis olan Muhammed, o gün Şam’daki bakanlığa bir toplantı için gitti. Eşinin anlattığına göre, bir daha kendisinden haber alınamadı.

Çift, çocukların sabah bakımını birlikte üstlenirdi: İkisi Sümeyye’yla, diğer ikisi Muhammed ile giderdi. Ancak o gün her şey farklı gelişti. “Eşim çocuklarımızı almaya hiç gelmedi. Kızım, ‘Baba nerede?’ diye sordu” dedi Sümeyye ve gözyaşlarına boğuldu. O gün, onların çilesi başladı.

“Önce inkâr gelir,” diye ekledi. “Hep şunu söylerim: Bir bakanlığa girip imza atan her çalışana bu, bir güvenlik teminatı olarak sunulmalı. İmza attığınızda, kurumun sizi koruması gerekir. Ama 13 yıl boyunca bize yalan söylediler. Suriye’de her bakanlık aslında güvenlik servislerinin birer şubesidir. Her ofiste bir güvenlik görevlisi vardır  sizi korumak için değil, hayır; sizi gözetlemek için.” Ardından sessizlik geldi; yanıtsızlık ve onu bulmak için izlenen karmaşık, sonuçsuz yollar…

On iki yıl sonra bile, Muhammed’in nerede olduğuna dair defalarca soru sorduğu güvenlik görevlisinin adını hâlâ hatırlıyor; bunun barındırdığı risklerin farkında olarak. Savaş, evinin yıkılmasına yol açtı. Yerinden edildikten sonra sınırlı aile desteğiyle yaşadı ve bugün 55 yaşında olacak Muhammed’in geri döneceği umudunu taşıdı. Ancak dönmedi.

“Bir teröristin eşi hâline geldim” dedi. “İşyerinde sürekli taciz ve kötü muameleyle karşılaştım. Ulusal Uzlaşı Bakanlığı vardı, Adalet Bakanlığı vardı. Ardından devlet televizyonuna gittim; kayıp yakınları oradaydı ve ilgili evrakları doldurmamız isteniyordu. Onları aradıklarını söylüyorlardı. Oysa kayıpları öldüren bizzat Suriye devleti olmuştu.” Araştırmaları, yanlış ya da yanıltıcı bilgiler karşılığında şantaj girişimleriyle sonuçlandı.

“Size bir şey söyleyeyim: Umudunuzu asla kaybetmezsiniz” dedi Sümeyye, gözlerini bize sabitleyerek. Rejim değişikliğinden birkaç hafta sonra Sezar Aileleri Derneği, kayıp yakınları için bir bağlantı yayımladı. Sümeyye, Muhammed’in adını sisteme girdi ve bilgileri anında karşısına çıktı. Muhammed, gözaltında 26 gün sonra, işkence altında hayatını kaybetmişti.

“Fotoğrafı gördükten sonra evin içinde bir volkan patladı” dedi. “Ben sadece onun geri dönmesini istiyordum. Nefes almak istiyordum. ‘Babanız döndüğünde ona diyeceğim ki: Çocukları al, bırak ben uyuyayım.’ Uyku bir nimettir.” Sümeyye ve dört çocuğu, inkârın yeni bir evresine girdi: Muhammed ölmemişti. Geri döneceğine söz vermişti. Neden dönmesindi ki?

Çeşitli verilere dayanan tahminlere göre, Suriye’de hâlâ 100 bin ila 300 bin kişi kayıp durumda. Zorla kaybetme suçu, uluslararası hukuku ihlal eden bir insan hakları ihlali niteliği taşıyor. Bu nedenle yeni Suriye hükümeti, kayıp kişileri aramakla hukuken yükümlü bulunuyor.

Adli tıp uzmanlarından oluşan bir ekip, 17 Aralık 2024’te Şam’daki El-Müctehid Hastanesi morgunda bulunan ve kısa süre önce bir askeri hastaneden nakledilen cenazeleri inceliyor. (Sandro Basili)

Zorla kaybetmeler, silahlı çatışma bağlamında işlendiğinde savaş suçu teşkil edebilir. Bu tür eylemler, sivil nüfusa yönelik yaygın ya da sistematik bir saldırının parçası olarak gerçekleştirildiğinde ise insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilir. 17 Mayıs 2025’te Suriye makamları, geçmişte yaşanan şiddetle ilgilenmek üzere iki komisyon kurdu. Bunlardan ilki Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Komisyonu, ikincisi ise Kayıplar ve Zorla Kaybedilenler Ulusal Komisyonu (NCM) oldu.

Şam’ın Eski Şehri’nde, söz konusu komisyonun medya irtibat sorumlusu Zeina Şehla, bizimle bir teras kafede buluştu. Sürecin aileler için fazlasıyla yavaş ilerliyor gibi hissedilebileceğinin farkında olduğunu belirtti. “Pek çok aile bize, kendileri için ne zaman yanıt alabileceklerini soruyor. Bunun ancak 10 yıl sonra mümkün olabileceğini söylemek çok zor” dedi.

NCM, bir dizi öncelik üzerinde çalışıyor: Kayıpların bulunmasına yönelik sağlam bir altyapı ve uzmanlık oluşturmanın yanı sıra, ailelerin gerçeği arama süreçlerinde desteklenmesini hedefliyor. “Onlara hukuki ve psikolojik destek sunmak istiyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle, kayıp kişilere ilişkin ulusal bir veri tabanı oluşturuyoruz” diye açıkladı Şehla.

 

Bir aile, 14 Aralık 2024’te El-Müctehid Hastanesi’nin dış duvarında sergilenen fotoğrafları inceleyerek kayıp yakınlarını arıyor; gördükleri manzara karşısında dehşete düşüyor. (Sandro Basili)

 

Geçiş dönemi adaleti uzmanı Mustafa Haid’in araştırmaları, bu tür komisyonların çalışmalarında marjinalleştirme riskine dikkat çekiyor. Justice Info için kaleme aldığı bir yazıda, sürecin tepeden inme ilerlediğini ve kilit aktörlerin dışlandığını belirtti. Haid, durumu bir mağdur yakınının sözleriyle şöyle özetledi: “Herkes bizim hakkımızda konuşuyor, ama kimse bizimle konuşmuyor.”

Yakınlarını arayan aileler için süregelen zorluk, 8 Aralık 2024’te Esed rejiminin çöküşünün ardından bile devam ediyor. Sümeyye Said’in ofise gelişinden birkaç saat önce, acılarıyla birleşmiş yaşlı bir çiftle görüştük.

Baba Muhammed Ziad Sabbağ, kayıpların portrelerinin sergilendiği rafa doğru ilerledi. Telefonunu çıkarıp yerde yatan bir adamın fotoğrafını gösterdi: “Ona ne yaptıklarını görüyor musunuz?” Yetmiş yaşındaki adamın yüzü derin öfke çizgileriyle kaplıydı; çenesi sıkılıyordu. 2013’te, oğlu işe giderken kayboldu. Adı Muhammed İhab Sabbağ’tı. 25 yaşındaydı.

İyad Ziyad Sabbagh’ın anne ve babası, 5 Kasım 2025’te Caesar Derneği ofisinde. Baba, sol elinde oğlunun bir portresini, sağ elinde ise cenazesinin fotoğrafını tutuyor. (Sandro Basili)

 

Anne ve babası, on yılı aşkın bir süre boyunca, Esed rejimi döneminde hüküm süren karmaşık bürokratik süreçler ve sistematik yolsuzluk içinde yol almaya çalıştı yanlış bilgiler karşılığında yıllarca süren şantajlar yaşandı. Ardından rejimin çöküşü geldi ve onunla birlikte gerçek ortaya çıktı; bu da oğullarını hayatta bulma umutlarını paramparça etti. İhab, birkaç yıl önce hayatını kaybetmişti. “Fotoğrafa yakından bakarsanız, cildindeki sigara yanıklarını açıkça görebilirsiniz: alnında, kaşlarının arasında… her yerde” dedi baba; duygularını ifade edecek kelimeleri bulmakta zorlanarak. O günden bu yana, cesedini bulmak ve nihayet son görevlerini yerine getirebilmek için durmaksızın çalışıyorlar. Konuşurken eşinin gölgesinde duran ve başını sallayan anne Um İhab, sonunda başını kaldırdı ve sessizliğini bozdu: “Adalet istiyoruz. Oğlumuzun nerede olduğunu bilmek istiyoruz ortadan kayboldu. … Kalıntılarını bulup onu defnetmek istiyoruz.”

Kasım ayının güneşli bir sabahında, halk arasında daha çok Beyaz Baretliler olarak bilinen Suriye Sivil Savunması’na ait kamyonlar, sirenler çalarak tozlu bir yolda hızla ilerliyordu.

Bitki örtüsünden büyük ölçüde yoksun bir coğrafyada, Esed rejimi döneminden kalma büyük askeri yapılar bugün geçiş hükümeti tarafından kullanılıyor. Sürücülerden biri, akıllı telefonundaki GPS noktası yardımıyla ilerledi. Belirlenen noktaya ulaşıp durduğunda, gündelik kıyafetler giymiş iki adam Beyaz Baretliler’e yaklaştı ve araçlara bindi. Kamyonlar, bir evin kalıntılarına uzanan dik bir toprak yola saptı. Uzakta, birkaç toprak rengi tepe, bir cami ve bir elektrik santrali görülüyordu. İki hafta önce, Şam’a yaklaşık 30 kilometre mesafede ve havaalanına yakın kırsal bir bölgede, yerel halk insan kalıntıları bulmuştu.

Keşif sırasında, cesetlerin toprak ve molozun altına gömülü olduğu belirlendi. Bitariyah köyünden 30 yaşındaki Muhammad Hamadeh, “Bence bunlar 2013’ten beri burada; o dönemde infazlar yapılıyordu” dedi. Kurtarma ekiplerini olay yerine yönlendiren Hamadeh, burada uyluk kemikleri, bir kafatası ve bir çene kemiği dâhil olmak üzere, üzerleri toprak ve bez parçalarıyla kaplı çeşitli kemiklerin bulunduğunu anlattı. Alan güvenlik altına alındı. Kemikler yerinde incelendi, üzerlerindeki toz temizlendi, ardından türlerine göre ayrılarak torbalara ve karton kutulara yerleştirildi. Daha sonra Şam’daki Kayıp Kişiler Kimlik Tespit Merkezi’ne gönderildi.

Şam kırsalında yapılan ilk taramanın ardından, ana kalıntı grubundan 30 metreden fazla uzaklıkta bulunanlar da dâhil olmak üzere ek kemik parçaları tespit edilip işaretlendi, 6 Kasım 2025. (Sandro Basili)

 

“Ayda en az bir kez, buna benzer bir ya da iki alan keşfediliyor,” diye açıklıyor Şam Üniversitesi Adli Tıp Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi ve Beyaz Baretliler’in kayıp kişiler araştırma ekibi üyesi Sarah Melhem. “Şu an yalnızca yüzeydeki alanlardan söz ediyoruz; toplu mezarlardan değil.”

Suriye, adli tıp alanında ciddi biçimde geride ve acil olarak kaynaklara, teknik desteğe ve uzmanlığa ihtiyaç duyuyor. Komisyon, bu gereksinimleri karşılamak için birçok uluslararası kuruluşla iş birliği yapıyor. Hükümet, toplu mezarların kazısına başlamadan önce, onların tespit edilmesine yönelik önlemler alıyor.

“Bu süreç sabır, güçlü teknik uzmanlık ve kapsamlı bir eğitim gerektirir” diyor Kayıp Kişilerin Aranması Ulusal Komisyonu üyesi Muhammed Esved. “Ayrıca aileler, gazeteciler ve ilgili tüm paydaşlar arasında farkındalık oluşturmak da hayati önem taşıyor. Bu alanlarda dikkatli ve saygılı davranmalıyız. Buralar suç mahalleridir. Hiçbir kişi ya da kurumun bu ilkelere aykırı davranmasına ya da izinsiz kazılar yapmasına izin verilmemelidir.” Çeşitli medya raporlarına göre, hükümet şu ana kadar 60’tan fazla toplu mezarın yerini tespit etti.

Komisyon, Suriye Arap Cumhuriyeti Kayıp Kişiler Bağımsız Kurumu (IIMP) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ile, kaybedilen kişilere ilişkin araştırmalar için bir çerçeve ve net çalışma yolları oluşturmayı amaçlayan bir protokol imzaladı. Bu iki kuruluşun, adli tıp boyutunda eğitim sağlamakla birlikte, kayıp ve zorla kaybedilen kişilerin ailelerine destek sunması öngörülüyor.

Adli tıp uzmanı Sarah Melhem, 6 Kasım 2025’te bir kafatası parçası üzerindeki izleri inceliyor. (Sandro Basili)

 

“Örneğin benim geldiğim Bosna’da, kayıpların yüzde 75’i yaklaşık 10 yıl içinde kimliklendirilmişti. Çatışmanın üzerinden 30 yıl geçti; hâlâ hem cesetler çıkarılıyor hem de kimlik tespiti yapılıyor ve hâlâ yanıt bekleyen aileler var. Bazıları bu yanıtlara asla ulaşamayacak” dedi Suriye’deki ICRC Adli Koordinatörü Admir Jugo. Jugo, kurumun Suriyeli ailelerden 30 bini aşkın başvuru aldığını, ancak ICRC’nin rolünün yetkililerin yerine geçmek değil, onları desteklemek olduğunu vurguladı.

Bu operasyonların koordinasyonundan Kayıp Kişilerin Aranması Ulusal Komisyonu sorumlu. “Uzmanlaşmış laboratuvarlar ve morgların kurulmasına yönelik çalışmalar da başlıyor. Bulunan kalıntılar teslim alınacak, ayrıştırılacak ve kimlik tespit süreci yürütülecek. Bütün bunlar zaman alıyor” diye ekledi Esved. Bu nedenle, komisyonun tam kapasiteyle faaliyete geçmesi beklenirken, Beyaz Baretliler açık alanlardaki saha çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.

Şam kırsalında, güneş gökyüzündeki en yüksek noktasındaydı. Beyaz Baretliler ekibi, çok sayıda kemik buldu; bunlar titizlikle siyah torbalara yerleştirildi. “Kayıp kişilerin aranmasına katkı sunmak için elimden gelen her şeyi yapmaya kararlıyım” dedi Melhem. Onun için bu çalışma yalnızca mesleki ya da bilimsel bir faaliyet değil; kendi halkı için bir adalet eylemi anlamına geliyor.

Ardından maskesini düzeltti ve şunları ekledi: “Rejimin düşüşünden sonra pek çok Suriyeli, sevdikleriyle yeniden kavuşmayı umut ediyordu. Birçoğu için bu umut artık kayboldu. İşte bu yüzden kalıntıları arıyoruz: Ailelerin sevdiklerini anabilmesine imkân tanımak için.”

Başkentte, kayıpların yüzleri hastane duvarlarından ve kentin farklı noktalarından silinmişti. Rejimin düşüşünü izleyen günlerde her yerdeydiler. Sümeyye Said, Sezar Derneği ofisinde gözlerini sildi. “Birisi kayıp olduğunda, umutla yaşarsınız. Bir gün kapının açılacağını ve içeri gireceklerini hayal edersiniz. Şimdi o umut yok. Artık geri dönebileceklerini düşünmenize bile izin verilmiyor. Hayata devam etmek zorundasınız. Ama devam edecek gücümüz var mı? Bilmiyorum” dedi.

Ayağa kalktı ve bizi dinlediğimiz için bir kez daha teşekkür etti. Dışarıda ezan sesi sokaklarda yankılanırken, trafik yavaş yavaş arttı. Bir gün daha geçmişti kayıp ve zorla kaybedilenleri arayarak geçen bir gün daha.

 

Kaynak: (2374/1685)

The White Helmets’ Search for Syria’s Disappeared – New Lines Magazine 

 

Kategori

Yazar

Yazıyı paylaşmak ister misiniz?