Bu röportajda siyaset araştırmacısı ve Tahrir Orta Doğu Politikaları Enstitüsü araştırma görevlisi Samy Akil, Suriye’deki çatışma sonrası dönemi çok boyutlu biçimde ele alıyor. Akil, Sezar Yasası’nın uygulanma süreci, yaptırımların Suriye ekonomisi ve devlet kurumları üzerindeki etkileri ile bu yaptırımların kaldırılmasına yönelik uluslararası tutumları değerlendiriyor.
Sizi tanıyabilir miyiz?
Benim adım Sami Akil. Bir siyaset araştırmacısıyım ve şu anda Tahrir Orta Doğu Politikaları Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olarak çalışıyorum.
Sezar Yasası’nın nasıl uygulandığı ve Suriye üzerindeki etkilerinden bahsedebilir misiniz?
Sezar Yasası, 2019 yılında kabul edildi. Temelde, eski Başkan Beşar Esed yönetimindeki Suriye hükümetine karşı geniş kapsamlı bir yaptırım paketi uygulandı. Bu yaptırımların amacı, önceki rejimi ekonomik olarak izole etmekti. Bunlar, Suriye’ye şimdiye kadar uygulanan en kapsamlı yaptırımlardı.
“Sezar” adı, Suriye rejimi tarafından işkence gören tutukluların binlerce fotoğrafını ülke dışına çıkaran Sezar adlı bir ihbarcıdan gelmektedir. Yaptırımlar iki partinin desteğiyle kabul edildi ve 2020’lerin başında yürürlüğe girdi. Etkileri temel olarak, Suriye’ye geniş kapsamlı yaptırımların uygulanması, herhangi bir hükümetin Suriye hükümetiyle iş yapmasının engellenmesi ve Suriye Merkez Bankası da dâhil olmak üzere neredeyse tüm kurumların hedef alınması şeklinde oldu.
Yaptırımların kaldırılmasında hangi ülkelerin rolü var?
Bugün itibarıyla, Kongre’nin onay verdiğini ya da iki partinin de Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırılmasına destek verdiğini söylemek zor. Sezar Yasası’nın kapsamı nedeniyle, ABD Başkanı’nın bu yaptırımları tek taraflı olarak kaldırma yetkisi yok. Bunun için iki partinin uzlaşması, Kongre ve Senato’nun onayı gerekiyor.

Hâlâ yaptırımların kaldırılmasına karşı çıkan bazı kongre üyeleri var. Ancak şu an için yaptırımların kaldırılacağı yönünde bir beklenti bulunuyor. Bildiğim kadarıyla, fiilen tüm ülkeler yaptırımların kaldırılmasını destekliyor. Suriye’nin ancak yaptırımlar kaldırılırsa başarılı olabileceği konusunda genel bir görüş birliği var.
Suriye’nin yeniden inşası için neye ihtiyacı var?
Ekonomik açıdan bakıldığında, Suriye’deki neredeyse tüm sektörlerin yeniden inşaya ihtiyacı var. Ancak ilk adım yaptırımların kaldırılmasıdır. Bunun ardından, bölgesel aktörlerin ve özel yatırımcıların haklarını koruyan güçlü yatırım yasalarına ihtiyaç vardır.
Fon ve para transferlerinin güvence altına alınması, güçlü bir yargı sistemi oluşturulması ve yatırımcıların teşvik edilmesi gerekiyor. Suriye’nin tahrip olmuş olması tek başına bir cazibe unsuru değildir. Yatırımcıların, ülkenin politik, ekonomik ve sosyal olarak birleştiğini ve yeni bir çatışma riskinin olmadığını görmesi gerekir.
Türkiye’nin Suriye’nin yeniden inşasındaki rolü ne olacak?
Türkiye, Suriye çatışması boyunca hayati bir rol oynadı. Milyonlarca Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaptı ve Suriye’nin özgürlük ve ekonomik refah arzusunu destekledi. Bugün de bölgesel manzaradaki en kritik aktörlerden biridir.
Türkiye’nin güçlü ekonomik bağları ve Suriye’ye dönmeyi planlayan çok sayıda Suriyeliyle olan insani ilişkileri, önümüzdeki dönemde ülkenin yeniden inşasında önemli bir rol oynayacağını gösteriyor. Ancak bu rolün etkili olabilmesi, diğer bölge ülkeleriyle koordinasyona ve Türkiye’nin güvenlik endişelerinin barışçıl çözümlerle ele alınmasına bağlıdır.
Suriye’nin geleceği konusunda iyimser misiniz?
Bence iyimser olmak zorundayız. Suriyeliler olarak çatışmanın en zor dönemlerinde bile iyimserdik. Elbette önümüzde uzun ve zorlu bir yol var. Hem sivil toplumun hem de politik aktörlerin birlikte aşması gereken büyük sorunlar bulunuyor.
Hükümet, Esad rejiminin düşüşünden sonra bazı olumlu adımlar attı ancak eksiklikler de var. Yapıcı bir yaklaşım benimsemek ve uluslararası aktörlerle diyalog kanallarını açık tutmak çok önemli. Suriyeliler politik katılım istiyor. Bu geçişin başarılı olması ve birleşik bir Suriye kimliğinin oluşması, ancak diyalog ve toplumlar arası güvenin yeniden inşa edilmesiyle mümkün olabilir.

Tahrir Orta Doğu Politikaları Enstitüsü’nde Araştırma Görevlisi Samy Akil




